Akşehir, Sultan Dağları’nın eteğinde, Akşehir Gölü’nün güneyinde, yaklaşık 1000 metre yüksekte kurulmuş. Coğrafi konumu yüzünden tarih boyunca çeşitli devletlerin hakimiyeti altında kalmıştır.
Hititler döneminde Thybrion, Helenistik dönemde Makedonyalı Philomelos tarafından Philomelion adıyla kurulmuştur. Roma döneminde Asia, sonra Pisidia eyaletine bağlanmış. Kral Yolu üzerinde bulunması Akşehir’i ticari ve stratejik açıdan önemli kılmış. Emeviler 704 yılının baharında kuşattıkları Akşehir'e açan meyve ağaçlarının da etkisiyle Şehr-i Beyza ismini kullanmışlardır. 1071’den sonra Selçuklularla birlikte bugünkü Akşehir adı yerleşmiştir. Akşehir adı mahallî telaffuzlara göre farklılık göstermektedir. Kaynaklarda karşımıza Akşar, Ahşar ve Akşehir şeklinde farklı telaffuzlar ile çıkmaktadır.
Kent Anadolu Selçuklu hâkimiyetine girdikten sonra sultana yakın olan beylere temlik veya has olarak verilmiş, uzun yıllar Selçuklu- Bizans mücadelesine, devletin yıkılış sürecinde ise Türkmen beyliklerinin mücadelelerine sahne olmuştur. İlerleyen dönemde sırasıyla Eşrefoğulları ve Hamitoğulları idaresine girdiyse de bölgede Karamanoğulları ile çatışmalar devam etmiş ve nihayetinde Hamitoğulları tarafından Osmanoğullarına satılmıştır.
Millî Mücadele’de Akşehir kritik rol oynamış. İşgaller karşısında halk örgütlenmiş, gönüllü birlikler kurulmuştur. İngiliz ve İtalyan işgali kısa sürmüş. Sakarya Zaferi’nden sonra Batı Cephesi Karargâhı 18 Kasım 1921’de Akşehir’e taşınmış. Büyük Taarruz’un planları burada yapılmış, hatta komutanların toplanması bir futbol maçı bahanesiyle gizlenmiştir. Akşehir, taarruzun beyni olmuştur. Bu süreçte 121 Akşehirli şehit düşmüştür.
1501 tarihli tahrire göre küçük ama düzenli bir yerleşim olan kent, zamanla büyümüş. XIX. yüzyıl sonunda nüfusu 8500 civarındayken, bugün yaklaşık 93 bin nüfusa sahip. Hâlâ tarım, hayvancılık ve meyvecilik ön planda. Tarihi dokusu ve kültürel birikimiyle sıradan bir ilçe değil, geçmişi olan bir yerdir.

